Son günlerde yeni Papa’nın, Ekümenik Patriğimiz Bartholomeos’la İznik’te buluşma planları nedeniyle Kilise tarihinden uzak kalmış siyasi provokatörler ve hatta Hristiyanlık kılığına bile girerek insanları kışkırtmaya çalışan radikallerin İstanbul’daki Patrikhane’nin “Ekümenik” sıfatını uydurduğunu, ve bunu belli siyasi amaçlar çerçevesinde kullandığını iddia etmektedirler. Bunu genellikle 1920li yıllardaki siyasete göre belirleyenlere ise “dün dündür, bugün bugündür” diye cevap vermek yeterlidir, zira Cumhurbaşkanımız Patrik Bartholomeos’a “Ekümenik Patrik” sıfatını haklı bir şekilde tanımıştır. Bahsettiğim konu yüzünden ortaya çıkan tartışmalarda İznik Konsilinin amacını ve Ekümenik sıfatının anlamını anlat bir yazı oluşturma ihtiyacını hissettirdi.
İznik Konsili Nedir ve Ne Değildir
İznik Konsilini anlatabilmek için öncellikle belli hurafelere cevap vermemiz gerek:
- “İznik Konsili İncil’i Belirledi”: Aksine, Kutsal Kitap’ta hangi kitapların kabul görüldüğünü Kilise müfredatında, yani Kiliselerde okunan Kutsal Kitap bölümlerinden anlaşılıyor, ve bahsedilen kilise müfredatları İncil Konsili öncesinde. Yani İznik Konsili bu konuda zaten kabul görülen bir şeyi tanımış oluyor. Ayrıca bilinenin aksine, İznik Konsili Kutsal Kitap Kanunu (Yani neyin Kutsal Kitap’ta dahil olduğunu ve neyin olmadığını) hakkında hiçbir şey belirtmemiştir. İznik Konsilinin Kanunlarına bakarak bunu kolaylıkla görebilirsiniz, hatta bu tarihsel gerçeklikten uzak fikir Dan Brown’ın “Da Vinci Şifresi” adlı kitabı (ve sonra filmiyle) türemiştir. İnsanların hala bir kitap ve film yüzünden popülerleşen bir fikir üzerinden Hristiyanlık’ı değerlendirmeye çalışmaları gerçekten üzücüdür.
- Her ne kadar “Eski Ahit” ve “Yeni Ahit” olmak üzere bir Kutsal Kitap olsa da, Yeni Ahit’te ve ilk asırdaki Ortodoks Hristiyan Geleneğinde “Kutsal Kitap” tanımı genellikle sadece “Eski Ahit” için geçerliydi. Bu, Yeni Ahit’in Kutsal Kitap olmadığı anlamında kullanılmıyordu, zira Eski Ahit’in öğretilerinin Hristiyan öğretileri olduğunu vurgulamak için kullanılıyordu.1
- “İznik Konsili İsa Mesih’in Allah olduğuna karar verdi”: Bu yazıda da görülebildiği üzere İsa Mesih’in Allah olduğu gerçeği ilk Hristiyanlar tarafından tanınan ve bilinen bir gerçekti. İznik Konsili burada daha önce de Hristiyanlarca inanılan bir şeyi tanımaktan başka bir şey yapmamıştır. İsa Mesih’in Allah’la aynı özde olduğunu (Yani Allah olduğunu) inkar eden kişiyse de Arius’tur. Arius’a göre Allah’ın Kelâm’ı olan İsa Mesih ile Peder Allah aynı özde değildir, sadece Allah’ın yarattığı şeyler arasındaki ilk ve en yüce yaratılışıdır ve İsa Mesih’ten sonra yaratılan her şey O’nun vasıtasıyla yaratıldığını iddia ediyor. Burada da fark edebildiğimiz üzere Arius’un Neoplatonist bir dünya görüşü olduğunu ve bu Neoplatonist dünya görüşünün onun İsa Mesih hakkındaki inancını nasıl etkilediğini görebiliriz.2
İznik Konsili, 325 yılında İmparator Aziz Konstantinos tarafından Roma’dan Arabistan’a kadar 318 piskoposun toplanmasıyla olmuştur. Öncellikle Hristiyan tarihinde konsillerin toplanması, Havarilerin İşleri kitabının 15. Bölümünden beri olan bir adetidir, o konsile de Kudüs’te toplandığı için Kudüs konsili denir. Kudüs konsilinde havariler Kudüs piskoposu Yakup önderliğinde Hristiyanların sünnet gibi yahudilere özgün olan adetler hakkında ne yapıp yapılmayacağı konusunda karar verip, Yahudi olmayanların Yahudi adetlerine uymaları gerekmediği kararı verilmiştir. Bu konsil sonucunda konsilde toplanan havarilerin söylediği şeylerden birisi “Çünkü Kutsal Ruh’a ve bize iyi göründü ki, icap eden şu şeylerden fazla üzerinize yük koymıyalım” (İşler 15:28) yani bu konsil kararının Kutsal Ruh vasıtasıyla verildiğini söylerler.
Benzer şekilde Hristiyanlık tarihinde İznik Konsili öncesinde 314 yılındaki Ankara konsili ve 251 yılındaki Kartaca konsili gibi birçok yerel konsiller toplanmıştır ve kararlar verilmiştir. İznik konsilini bu konsillerden ayıran özellikse bir Ekümenik konsil yani dünya üzerindeki tüm piskoposların İmparator tarafından çağrılarak düzenlenen bir konsil olmasıdır. Her ne kadar Ekümenik Konsillerin hepsi Roma İmparatoru tarafından çağrılsa da İmparatorun konsiller üzerindeki rolü piskoposları bir araya getirmenin ötesine geçmedi zira Kilise kanunlarına göre sadece Piskoposlar konsilde konuşup oy verebilir.
Ekümenik Ünvanı
Tarihi gerçeklikten uzak kalmış radikal milliyetci fanatiklere göre Ekümeniklik ünvanı bir nevi emperyalizmin işareti ki keşke bunu yazarken uydurmuş olsaydım diyor insan ancak bu düşünceye Cumhurbaşkanımızın Ekümenik Patriğe mektubunu eleştiren siyasetciler bile yapmıştır.
Öncellikle “Ekümenik” ünvanı tamamen dini bir sıfattır ve tarihi en erken 518 yılında Patrik 2. Yuhanna’ya Antakya kilisesindeki ruhbanlar kendisine “Kutsal başepiskopos ve ekümenik patrik” demiştir.3 İmparator Aziz Jüstinyen’in (527-565) Novella 58 ve Novella 83’ünde de “Ekümenik Patrik” sıfatı kullanılarak İmparatorluk içerisinde yasal bir gerçeklik kazanarak tanınmıştır4 ancak Cumhurbaşkanımızın Patrik Bartolomeos’u Ekümenik Patrik olarak tanımasından da farklı değil, ikisi de sadece Patriğin varolan ünvanını tanıyor.
İşin ilginç ve ironik tarafıysa bu ünvan aslında o zamanın Papası olan Aziz Büyük Grigori ve Patrik Aziz “Oruç Tutan” Yuhanna arasında tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmanın nedeni, “Ekümenik” ünvanının Latince’de “Evrensel” olarak çevrilmesi, ve bu “Evrensel” sıfatının, Hristiyan dünyasının tek ve en baş piskoposu olduğunu iddia ettiğini düşündü.

Peki “Ekümenik” tam olarak ne demek? “Bilinen Dünya” anlamında kullanılır, yani bilinen dünyanın merkezinde olan İstanbul’un Patriği. Aslında bu ünvan sayesinde “Hristiyanlık için merkezi olan şehirlerinden birisi bizimdir” diyerek kültürel çeşitliliğe ve derinliğe vurgu yapabilecekken cehalet ne yazık ki insanlara gereksiz şeyler yaptırabiliyor.
Ekümenik ünvanı dini bir ünvandır. Siyasetle de pek alakası yoktur. Vurgu yaptığı başka bir mesele de İstanbul Patriğinin “bilinen dünyanın merkezini barındıran” Roma İmparatorluğu sınırları içerisindeki Doğu Kiliseleri üzerindeki eşitler arasındaki birinci rolüdür. Her ne kadar bazı cehalet dolu fanatikler buna karşı gelse de bu Kilise tarihinin ve her Hristiyan tarafından kabul görülen Ekümenik Konsillerin verdiği kararlardandır. Bu konuyu İki farklı Ekümenik Konsil kanunlarıyla kapatmak istiyorum:
2. Ekümenik Konsil (1. İstanbul Konsili, 381), 3. Kanun: Ancak Konstantinopolis Piskoposu, Roma Piskoposu’ndan sonra onurlandırma ayrıcalığına sahip olacaktır; çünkü Konstantinopolis Yeni Roma’dır.5
4. Ekümenik Konsil (Kadıköy Konsili, 451), 28. Kanun: Her konuda kutsal Ataların [Yani Kilise Babalarının] kararlarını izleyerek ve (mutlu anısı olan İmparator Theodosius zamanında Yeni Roma olan Konstantinopolis imparatorluk şehrinde toplanan Konsilin) Allah’ın sevdiği Yüz Elli Piskopos’un az önce okunan kanonunu [Yukarıdaki 2. Konsilin 3. Kanunu] kabul ederek, Yeni Roma olan Konstantinopolis’in en kutsal Kilisesi’nin ayrıcalıkları konusunda da aynı şeyleri yürürlüğe koyuyor ve kararlaştırıyoruz. Çünkü Atalarımız haklı olarak Eski Roma’ya İmparatorluk şehri olduğu için ayrıcalıklar tanıdılar. Ve aynı düşünceyle hareket eden Yüz Elli pek dindar Piskopos, Egemenlik ve Senato ile onurlandırılan ve eski imparatorluk Roma’sıyla eşit ayrıcalıklara sahip olan şehrin, dini konularda da onun gibi yüceltilmesi ve ondan sonra gelmesi gerektiğine haklı olarak karar vererek, Yeni Roma’nın en kutsal tahtına eşit ayrıcalıklar verdiler; Ve aynı düşünceyle hareket eden Yüz Elli pek dindar Piskopos, Egemenlik ve Senato ile onurlandırılan ve eski imparatorluk Roma’sıyla eşit ayrıcalıklara sahip olan şehrin, dini konularda da onun gibi yüceltilmesi ve ondan sonra gelmesi gerektiğine haklı olarak karar vererek, Yeni Roma’nın en kutsal tahtına eşit ayrıcalıklar verdiler; Öyle ki, Pontus [Karadeniz], Asya [Anadolu] ve Trakya piskoposluklarında, yalnızca metropolitler ve barbarlar6 [yabancılar] arasında bulunan söz konusu piskoposlar, Konstantinopolis’in en kutsal Kilisesi’nin yukarıda sözü edilen en kutsal tahtı tarafından atanmalıdır; Yukarıda sözü edilen piskoposlukların her metropoliti, kendi eyaletinin piskoposlarıyla birlikte, ilahi kanonlarca ilan edildiği gibi, kendi eyalet piskoposlarını atamalıdır; ancak, yukarıda söylendiği gibi, yukarıda sözü edilen piskoposlukların metropolitleri, geleneklere göre uygun seçimler yapıldıktan ve kendisine bildirildikten sonra, Konstantinopolis başpiskoposu tarafından atanmalıdır.
- Örneğin Aziz Pavlus 1. Korintliler 15:3-4’te İsa Mesih’in Kutsal Kitap’a göre üçüncü günde dirildiğini söyler, burada kastettiği Kutsal Kitap Eski Ahit’tir, yani önbildirilerle Eski Ahit bize İsa Mesih’in ölümünden üç gün sonra dirildiğini öğretir. Bu önbildirilerden birisi de Hz. Yunus’un balinanın karnında üç gün bulunmasıdır. ↩︎
- Neoplatonizm’de “Bir” her varlığın kaynağıdır. “Bir” çokluk içermeyen saf bir birliktir, yani ‘Bir ’in hiçbir sıfatı yoktur, çünkü Neoplatonizme göre sıfatlara sahip olmak bileşik yaratılmış bir varlık olmak anlamına gelir. “Bir “in tek bir yaratma faaliyeti vardır ve hem bilfiil hem de bilkuvve olarak mükemmel olan İlk Aklı yaratır. İlk Akıl daha sonra sadece potansiyel olarak mükemmel olan Dünya Ruhunu yaratır. Dünya Ruhu daha sonra dünyanın geri kalanını yaratır. Arius’a göre İsa Mesih, Allah’ın (yani “Bir”in) İlk Aklı’dır. ↩︎
- Bkz. https://theologicalstudies.net/wp-content/uploads/2022/08/10.1177.004056390907000304.pdf pdf’in 3. Sayfasında bulabilirsiniz ↩︎
- İbid. sayfa 4 ↩︎
- Roma Kilisesi, Aziz Petrus ve Aziz Pavlus tarafından kurularak çifte havarisel otoritesine sahip olduğu için eşitler arasında birinci kilise olarak görülüyordu. 1054’teki şizm nedeniyle kiliseden ayrılarak bu yetki, Doğu Kiliselerinde birinci rolü olan İstanbul’a 381 yılında verildiğinde tanınmıştır. ↩︎
- Barbar kelimesi Yunanca’da bir hakaret olarak değil, yabancı dilde konuşan (Grekce ya da Latince konuşmayan) halklar için kullanılan tabirdir. ↩︎

